Gerçek duygularımız nereye gitti?

Nedir bu duygulardan kaçma hali?İnsan olduğumuzu unutur hale geldik. Hep bir telaş, yorgunluk, koşuşturmaca..Durup kendimize ya da birine gerçekten merak ederek nasılsın dedik mi mesela? Demedik. Çünkü iyiyimden farklı bir cevap almaktan korkuyoruz. Bir “iyiyim” yerleşti dilimize. Açıklamaya korktuğumuz için ya da belki de candan dinlenmediğimiz için iyiyim maskesini takıyoruz suratımıza.Sahi en son ne zaman birbirimizin yüzüne cidden baktık ya da karşımızdakinin gözünden “gerçekten” ne hissettiğini anlamaya çalıştık?Ben söyleyeyim, tahmin edemeyeceğimiz kadar uzun bir zaman oldu bunu yapmayalı. Hem de bu durumu normalleştirecek kadar uzun.. Normalleşti çünkü herkes bu maskesinde usta hale geldi.Peki bir soru daha sorayım, en son ne zaman karşımızdakinin ne söylediğini merak edip can kulağıyla dinledik onu, değer gösterdik?Hah! Bu direk toplumumuzun kanayan yarası işte. İnsanlar sohbet etmiyor, sadece konuşuyor. Herkesin söyleyeceği bir şeyler var, dinlermiş gibi yapıp sadece sıralarını bekliyorlar. Ne anlamı var ki o zaman paylaşımların? Tuhaf bir kelime yarışına dönüşüyor o “sohbet dediğimiz şeyler”.Ha bir de empati var ki; neredeyse anlamı bilinmeyen, içi boşaltılmış bir sözcük haline geldi. Peki ne demek empati? Karşımızdakinin duygularını, yaşadığı durumu anlamak ve onu içselleştirmek demek. Empatiden yoksun bir hale geldik. Bunun nedeni de daha çok ben merkezci hale gelmemiz..Şu anki en büyük iletişimsizliğimizin nedeni empati duygusunu unutmuş olmamızdan kaynaklı. Karşımızdakini anlayamıyoruz ya da belki de anlamak istemiyoruz. Çünkü karşındakini anlamak demek, bir bakıma kendini de anlamaya başlamak demek. Bu konu bir soruyu daha doğuruyor, kaçımızın kendini tanımaya, bilmeye ve anlamaya cesareti var? Çok azımızın. Zaten bu yüzden duygularımızı susturmuyor muyuz ya da acılarımızı uyuşturmuyor muyuz? Çünkü içimizdeki biz ile başa çıkamıyoruz. Halbuki en büyük zenginliğimiz ve hayattan alabileceğimiz o büyük ders belki de içimizde. İnsan içine baktıkça, kendini tanımaya başladıkça hayatını daha anlamlı hale getirmeye başlar. Arkamıza bakmadan kaçıyoruz ya kendimizden, günün birinde hayat bize tekmesini vurduğunda sığınacak başka yer bulamayabiliriz. İnsan olduğumuzu ve ruhumuzun korkularımızdan, kırılganlığımızdan, sevgimizden ve daha sayısız duygudan oluştuğunu hatırlayalım her gün. Korkularımız sayesinde daha cesaretli hale geldiğimizi, sevgimiz sayesinde daha inançlı olduğumuzu ve en önemlisi kırılganlığımız sayesinde olabilecek en iyi versiyonumuza evrildiğimizi unutmayalım. Çünkü bunları kenara attığımız an anlamımızı yitirmeye başlarız yavaş yavaş, belki de yitirdik bilemiyorum.Umarım hissetmenin zayıflık olmadığını anlar ve duygularımıza yeniden sahip çıkmayı öğreniriz.Bir gün hayatın anlamını yeniden bulmamız dileği ile..